Tik Tak
Benim adım yok, markam silinmiş ama lakabım çok: “Zamanın Efendisi” ya da “Hadi Çal Artık Şu Zil!” Sınıfın en stratejik noktasındayım. Tahtanın tam üstünde… Burası sınıfın VIP locasıdır. Aşağıda dönen her dolabı, kopya çekenleri, sıranın altına saklanıp gizlice gofret yiyenleri -evet arka sıradaki sen, görüyorum o kırıntıları- hepsini “tik-tak” ritmiyle kaydederim. Gelelim şu meşhur meseleye. Ben bir saatin kaç olduğunu anlamak için, akreple yelkovanıma bakmama gerek duymam. Aşağıdaki “kafa hareketlerinden” saatin kaç olduğunu şıp diye anlarım. Dersin ilk 10 dakikası kimse yüzüme bakmaz. Ben orada yokmuşum gibi davranırlar. Hatta bazen “Acaba pilim mi bitti de durdum?” diye şüphelenirim. Herkes hocaya odaklanmıştır. Dersin ortalarına doğru, yani 20. dakika civarında, tek tük kaçamak bakışlar başlar. Bunlar genelde “Acaba tuvalet izni istesem çok mu erken?” bakışlarıdır. Bu bakışlar masumdur, kısa sürer.
Ama ah o son 10 dakika yok mu… İşte benim yıldızımın parladığı, ama aynı zamanda en çok gerildiğim anlar. Dersin 30. dakikasını geçtiğimiz an, sınıfta toplu bir boyun egzersizi başlar. Yirmi çift göz, aynı anda bana kilitlenir. Öyle bir bakarlar ki, sanki bakışlarıyla yelkovanı itekleyip teneffüse kavuşabileceklerine inanırlar. Buna “Telekinetik Teneffüs Çağrısı” diyorum. Hele o ön sıradaki gözlüklü çocuk… Bana öyle bir yalvaran gözlerle bakıyor ki, elimde olsa yelkovanı tutup fırlatacağım 12’nin üzerine. “Al,” diyeceğim, “Al senin olsun teneffüs, yeter ki öyle bakma!”
Bir tespitim var: Matematik derslerinde benim pilim zayıflıyor sanırım. Yemin ederim o yelkovan, sanki sırtında taş taşıyormuş gibi ağırlaşıyor. Ama Beden Eğitimi dersinden önceki o son derste? Mübarek, Formula 1 aracı gibi dönüyorum, ben bile hızımı alamıyorum. Einstein “İzafiyet Teorisi”ni sanırım bizim sınıftaki bu “Son 5 Dakika Sendromu”nu izleyerek bulmuş.
En komiği de öğretmenler. Zil çalmasına bir dakika kala, çocuklar çantalarını toplamaya başlar -ki bu çıkan fermuar sesi benim tıkırtımı bastıran tek sestir-. Öğretmen hışımla bana döner, sanki suçlu benmişim gibi kaşlarını çatar ve o meşhur yalanı söyler: “Çıkabilirsiniz demedim, zil çalsa bile ders bitmemiştir!” Hadi oradan! Zil çalınca benim hükmüm biter hocam. O zil sesi, benim “Paydos” düdüğümdür.
Tık… Tak… Tık… Tak…
