Turuncu Fincan

Koridordaki adım sesleri… İlk kapı gıcırtısıyla başladı gün. Dün yıkanmama rağmen su damlacıkları hala üzerimdeydi. Havanın soğukluğu camdaki kristallerden anlaşılıyor, hava daha yeni aydınlanıyordu. Güneşin ışıkları odaya yavaş yavaş süzülüyordu. Oda ise insan sesleri ile dolmaya başladı. Dünkü hüznün yerini kurabiye kokusu aldı. O koku herkese huzur veriyordu. E kurabiye varsa kahve olmazsa olmazdır. Kahve makinesine çekirdekler konuldu, benim mesai de başlamış oldu.
Her gün dünyaya yetecek kadar kahve içiliyordu bu odada. Anlayacağınız yoğun bir iş rutinim var. Ve o kahve kokusu… İşte o sıcaklık… Günün ilk kahvesini taşıyan ben oldum. Herkes kahvesini almayı bekliyordu. Onların yüzünü güldüren ve hayatını güzelleştiren anlardan biriydi bu. O kadar kalabalık, ses ve yoğun iş temposunun içinde taşıdığım kahve bir nebze rahatlama, stres atma yoluydu onlar için. Bugünkü eşlikçisi de bol tereyağlı, damla çikolatalı kurabiyeydi.
Odada kahveler içilirken ortadaki kâseden kurabiyeler alınıp yendi. Hazırlayan kişiye de övgüler yağdırıldı. Zil sesiyle birden yerimden alındım ve önce koridoru, ardından sınıfı gördüm. Sınıf dedikleri odanın içinde birçok çocuk vardı, kimi kitaplarını çıkarmaya çalışıyor kimi hazır bekliyor kimi de yerine geçebilme telaşı içindeydi. Masaya bırakıldım ve aktif akan dersi dinledim. Zaman nasıl geçti anlamadım çünkü anlatılanlar bana masal gibi gelmişti. Zaten ders de sosyal bilgiler dedikleri bir dersmiş. Pek sevdim anlatılanları… Zilin tekrar çalınmasıyla kendime geldim ve masada unutulduğumu, taşıdığım kahvenin soğuduğunu beni taşıyan öğretmen gibi ben de o an anladım. E haliyle önce lavaboya götürüldüm ve bir tur boşaltılıp yıkandıktan sonra yeniden dolduruldum ve bu sefer soğutulmadan yudumlandım. Biraz mola zamanı ama benim aktif çalışma zamanım oldu bu on dakika. Bir süre beledim olduğum yerde, insanlar geldi ve gittiler. Bu birkaç tur sürdü. Sonra yenilendi kahvem, sıcacık oldum yine. Kağıtlar ve defterler bir kenara bırakıldı ve gülücükler eşliğinde huzurlu bir sohbete eşlik ettim. Buraya öğretmenler odası deniyor, kimi zaman kalabalık ve telaşlı kimi zaman da sakin, sessiz bir ortam oluyor. Burası benim dünyam.
İnsanlar yavaş yavaş hazırlanmaya başladı, yemek saati gelmişti. Yine yalnız kalacağımı düşünürken yine bir sıcaklıkla doldum. Beni kullanan kişi ellerini benimle ısıtmaya çalıştı. Sonra arkadaşına bir şeyler söyleyerek gluten hassasiyetini anlattı. Bugün de yemekhanede midesine dokunacak bir yemek varmış, o sebeple de yemeğini evde hazırlayıp getirmiş. Yanına sıcak bir şeyler çok iyi gidiyormuş, hem bu soğuk havalarda ellerini de ne güzel ısıtıyormuşum. Bir gün bu kadar kahve içtiği için hastalanacak diye korkuyorum. Biraz bitki çayı biraz meyve suyu için kullansa ya beni..! Keyifle yemeklerini yediler ve zil çaldı. Yine aynı döngü… Gün sonuna kadar kaç kahve doldurdu bana sayamadım bugün. Herkes evine giderken içecek artıklarımdan arındım, yıkandım. Neyse ki titiz biriydi. Nazikçe yerime bırakıldım ve yarını bekledim.
