Kamelya
Bütün çocuklar bugün erkenden okula gelmişti. Çünkü bugün tören vardı. Herkes bu sabahın sonunda, soğuktan kaçıp benim korunaklı gövdeme sığınarak, altımda oturarak tören saatinin gelmesini bekliyordu. Onları böyle bir arada tutmak bana güven veriyordu. Törenden sonra herkes içeri girdi ve 40 dakikalık bir sessizlikte, yapraklarımı bile kıpırdatmadan zilin çalmasını beklemeye başladım. Sessizlik can sıkıcıydı. Zil çalınca ilk olarak 1. ve 2. sınıflar bahçeye çıkıp oyun oynamaya başladı. Sonra diğer kalanlar da bahçeye indi. Çoğu kişi büyük gruplar halinde dolaşıyordu veya yakın arkadaşlarıyla yürüyordu. Bir kısmı da benden çok da görünmeyen kantine gidiyordu, bazıları ise saklambaç oynuyordu; kimi zaman direklerimin arkasına saklanıp beni kendilerine siper ediyorlardı. Sonra bir kız grubu yanıma geldi, altımdaki masalara oturdu ve sohbet etmeye başladı. Sırlarımı onlarla paylaşırcasına burada biraz konuşup, derslerle ilgili yorum yapıp zil çalınca yavaşça binaya doğru gittiler. Birkaç teneffüs geçtikten sonra sonunda öğle arası geldi. Saat 12.30’da yine büyük gruplar civarda toplanmaya başladı. Bazıları kantine tost almaya, bazıları da benim altımda yemek yemeye geliyordu. Ben çünkü hem oturacak hem de yağmur ya da güneşten koruyacak, kocaman bir şemsiye gibi bir imkan sunuyordum onlara. Gelip masamda güzelce yemeklerini açtılar. Sohbet eşliğinde de yediler; kırıntıları tahtalarıma dökülse de aldırmadım, karınları doyduğu için mutluydum. Hızlı yedikleri doğru çünkü oyun oynamaya yetişmeye çalışıyorlardı. Bir grup basket oynamaya, bir grup futbol oynamaya yöneldi. Bir grup da sakin bir zaman geçirmek için masa ve sandalyede, benim huzurlu gölgemde oturmaya devam etti. İki kişi de sonradan gelip oturarak kitap okudu; sayfaların hışırtısını dinledim. Güzel bir bahçemiz var ve orada oturmak insanı rahatlatıyor. Ve öğrenciler hareketi seviyor. Kimi öğrenciler de burada oturup güzel bahçenin keyfini çıkarıyor; kitap okuyor ya da sohbet ediyordu. Ben de sessizce onlara ev sahipliği yapmanın keyfini sürüyordum.
