Bayrak
Bir çocuğun ipimden nazikçe beni yukarı kaldırdığını hissettim. Yavaşça yukarı doğru yükseliyordum, beni her yukarı çektiklerinde görüş alanım genişliyordu. En yukarıya ulaştığımda önümde bir sürü çocuk vardı. Hava geçen haftaya göre daha çok esiyordu. İstiklal Marşı çalmaya başladı, herkes bana bakıyordu.
Tören bitti, beni havada bırakıp gittiler. İlk bir saat boyunca hiç kimse bahçeye çıkmamıştı. Okulun karşısında bir bina vardı, bir balkonda yaşlı bir kadın gördüm. Kadın çamaşır asıyordu, rengarenk kıyafetler… Tam o sırada zil çaldı ve çocuklar çığlık çığlığa bahçeye koştular. Çok keyifli ve mutlu gözüküyorlardı. Bir anda bir sarsıntı hissettim, yaklaşık dokuz on yaşlarındaki bir kız çocuğu direğimi sallıyordu. Üstünde bulunduğum direği dikmek için kazdıkları çukur artık büyümüştü. Bir o yana bir bu yana sallanıyordum, çocuk bana gülmeye başladı. Çok mu komikti? Direğimi sallamaya devam ediyordu ve zil çaldı, on saniye içinde tüm bahçe boşalmıştı. Yine bir sessizlik… Yaşlı kadın yine balkona çıktı, bu sefer elinde çay vardı. Sakince çayını yudumlarken etrafı izliyordu. Okulun bahçesindeki uzun ağaçları izledim bir süre. Balkona yeniden baktığımda yaşlı kadın yoktu. O sırada zil çaldı, yine çocuklar bahçeye çıktı. Okulun bahçesinde, çıkış kapısının önünde bir merdiven vardı. Bir çocuk koşarken merdivene takılıp yere düştü. Ağlamaya başladı, bahçede nöbetçi olan öğretmenler hemen çocuğun yanına gittiler. Çocuğun bacağı kanıyordu, dizini çarpmıştı. Arkadaşlarının yardımıyla revire gitti. Zil çaldı, herkes içeri girdi. İlk on dakika boyunca ne yapacağımı bilemedim, etrafa boş boş baktım. Yaşlı kadın yine balkona çıktı bu sefer arkadaşı da vardı. Beraber çay içip sohbet ediyorlardı.
Bu sefer okulun bitiş zili çaldı, çocuklar sırtlarında çanta ile okuldan çıkıyorlardı. Aklıma buraya ilk dikildiğim an geldi, çocuklar yine bu şekilde çantaları sırtlarında yarın geri gelmek üzere gidiyorlardı.
