Komşu Ağaç
Yapraklarımın yolunması zamanı geldi mi yine? Büyük, iri yapraklarım sadece bana özgüdür buralarda. Öğretmenler Günü’nde hediye ya da çiçek almayı unutanların yapraklarımdan buket yapmaya çalışması kadar beni üzen bir şey daha yok, diyeceğim ama olsun çocuklar mutlu en azından.
Kışın ilk soğuk bana çarpar, yaz güneşi ilk beni seçer. Hep ben hep ben dediğimi sanmayın. Çok yaşlı bir ağacım, bu okul bile buraya yapılmadan önce buradaydım ve haliyle çok heybetli, geniş bir yapım var. Etkilenme alanım da geniş, elde değil.
Turuncu Fincan
Koridordaki adım sesleri… İlk kapı gıcırtısıyla başladı gün. Dün yıkanmama rağmen su damlacıkları hala üzerimdeydi. Havanın soğukluğu camdaki kristallerden anlaşılıyor, hava daha yeni aydınlanıyordu. Güneşin ışıkları odaya yavaş yavaş süzülüyordu. Oda ise insan sesleri ile dolmaya başladı. Dünkü hüznün yerini kurabiye kokusu aldı. O koku herkese huzur veriyordu. E kurabiye varsa kahve olmazsa olmazdır. Kahve makinesine çekirdekler konuldu, benim mesai de başlamış oldu.
Yorgun Klima
“Keşke…” demek isterdim ilk açılan kapıdan sonra, “Açmayın şunu, yoruldum artık!” Ama olmadı, açamadım ağzımı, kelimeler gitmedi benden karşıya. Uykusuzluktan bitap düşmüştüm. Arkamdan bana kızıyorlardı, oysa frekanslarımı toplayıp ‘kapı kardeşe’ seslenecek gücüm bile yoktu.
Derken bir çocuk geldi. Benim o solgun halime aldırmadan “tık” diye bastı düğmeme. Zorla da olsa açtım fanımı, “fuuuu” diye üfledim son gücümle. Çocuk bir anda ferahlayıp geri döndü, zıpladı; sanki canım hiç acımıyormuş gibi davrandı ve o siyah saçlarını sallaya sallaya çekip gitti. Biraz sonra içerisi serinlemiş olacak ki, farklı farklı çocuklar girdi sınıfa. Sarı saçlısından kırmızı saçlısına kadar herkes oradaydı. Çantalarını bırakıp çıktılar, ancak gittikleri gibi gelmeleri bir oldu.
Tik Tak
Benim adım yok, markam silinmiş ama lakabım çok: “Zamanın Efendisi” ya da “Hadi Çal Artık Şu Zil!” Sınıfın en stratejik noktasındayım. Tahtanın tam üstünde… Burası sınıfın VIP locasıdır. Aşağıda dönen her dolabı, kopya çekenleri, sıranın altına saklanıp gizlice gofret yiyenleri -evet arka sıradaki sen, görüyorum o kırıntıları- hepsini “tik-tak” ritmiyle kaydederim. Gelelim şu meşhur meseleye. Ben bir saatin kaç olduğunu anlamak için, akreple yelkovanıma bakmama gerek duymam. Aşağıdaki “kafa hareketlerinden” saatin kaç olduğunu şıp diye anlarım. Dersin ilk 10 dakikası kimse yüzüme bakmaz. Ben orada yokmuşum gibi davranırlar. Hatta bazen “Acaba pilim mi bitti de durdum?” diye şüphelenirim. Herkes hocaya odaklanmıştır.
Güven Kapısı
Sınırım ben ve güvenli alana giriş noktası… Ha aklınıza benim dışımdaki yerler güvensiz mi sorusu gelmesin sakın. Kastettiğim başka. Yetişkinler bana geldiklerinde çocuklarından ayrılır ve güvenle içeri girmelerini izler de o yüzden dedim. Çocukların anne bana olmadan güvende olduğunu bildiği yere giriş benden olur. Ne hoş bir görevim var değil mi? Ben yıllardır bu ayrılmalara şahit oluyorum. Çok küçükken zor oluyor ayrılmalar ve uzun sürebiliyor. Biraz daha büyüyünce arkanıza bile bakmadan koşarak giriyorsunuz içeri. Anne babalar, nineler, dedeler arkanızdan bakakalır alışkanlık olarak.
Kamelya
Bütün çocuklar bugün erkenden okula gelmişti. Çünkü bugün tören vardı. Herkes bu sabahın sonunda, soğuktan kaçıp benim korunaklı gövdeme sığınarak, altımda oturarak tören saatinin gelmesini bekliyordu. Onları böyle bir arada tutmak bana güven veriyordu. Törenden sonra herkes içeri girdi ve 40 dakikalık bir sessizlikte, yapraklarımı bile kıpırdatmadan zilin çalmasını beklemeye başladım. Sessizlik can sıkıcıydı.
Yeşil Bank
Sabahın erken saatlerinde neredeyse bütün çocuklar bahçede oyun oynuyorlardı. Okul zili çaldı ve hepsi içeri girdi, bazıları koşarak bazıları da ağırdan alarak… İki dakika içinde tüm bahçe boşalmıştı. He gün yaptığım gibi bugün de etrafı detayları ile incelemeye başladı yoksa zaman geçmek bilmiyordu. Aklımdan tam bunlar geçerken tam karşımda duran servis kapısından elinde kolilerle iki adamın girdiğini fark ettim. Kantine yeni ve sağlıklı atıştırmalıklar getirmiş olmalılar. Bu kantinde sağlıksız bir şeyler bulmak pek mümkün değil de… Bir süre sonra bir yetişkin gelip üzerime oturdu, tanıyordum onu.
