Yorgun Klima

“Keşke…” demek isterdim ilk açılan kapıdan sonra, “Açmayın şunu, yoruldum artık!” Ama olmadı, açamadım ağzımı, kelimeler gitmedi benden karşıya. Uykusuzluktan bitap düşmüştüm. Arkamdan bana kızıyorlardı, oysa frekanslarımı toplayıp ‘kapı kardeşe’ seslenecek gücüm bile yoktu.

Derken bir çocuk geldi. Benim o solgun halime aldırmadan “tık” diye bastı düğmeme. Zorla da olsa açtım fanımı, “fuuuu” diye üfledim son gücümle. Çocuk bir anda ferahlayıp geri döndü, zıpladı; sanki canım hiç acımıyormuş gibi davrandı ve o siyah saçlarını sallaya sallaya çekip gitti. Biraz sonra içerisi serinlemiş olacak ki, farklı farklı çocuklar girdi sınıfa. Sarı saçlısından kırmızı saçlısına kadar herkes oradaydı. Çantalarını bırakıp çıktılar, ancak gittikleri gibi gelmeleri bir oldu.

Öğretmenleri de arkalarından girdi. Öğrencilere dönüp, “Neden açtınız bunu?” diye sordu. Adımı kullanmak bile hoşuna gitmiyor olmalı diye düşündüm, üzüldüm. Siyah saçlı çocuk atıldı: “Öğretmenim, çok ses çıkarıyor ama…” Öğretmen ise “Keşke değiştirsek şu klimayı,” diye söylendi. Benim halimden anlamaya çalışmıyorlardı bile. Keşke tamir etseler, beni hurdaya ayırmak yerine… O ders, öğretmenin söylenmeleriyle bitti.

Aradan bir haftadan uzun süre geçti. Ne beni tamir etmeye gelen oldu, ne de hurdaya çıkarmak için gelen. Ben de mecburen sınıfta olan biteni, o sessiz köşemden izlemeye devam ettim. Hatta geçen gün çok garip bir olaya şahit oldum. Bütün çocuklar tahtada bir şeyler yapıyorlardı. Dünyada gördüğüm en yamuk bakış açısına sahibim sanırım, sadece tek bir sınıfı görebiliyorum ama olsun. Tahtayı tam göremesem de bir çocuğun tahtaya “güm” diye vurduğunu duydum. Olanlar oldu, koca akıllı tahta bir anda kendini yerde buldu! Herkes, müdüre kadar, tahtanın başına toplandı. O olaydan sonra bir şey oldu sanırım; o çocuğu bir daha ne tahtanın yanında gördüm ne de ona dokunurken. Konuşma sınavlarında bile artık tahtayı arkadaşları açıyordu.

scroll-top